Kategori arşivi: Genel

BÜYÜK FELAKETTEN BUGÜNE…BÜYÜK YALNIZLIK

BÜYÜK FELAKETTEN BUGÜNE...BÜYÜK YALNIZLIK
BÜYÜK FELAKETTEN BUGÜNE…BÜYÜK YALNIZLIK

BÜYÜK FELAKETTEN BUGÜNE…BÜYÜK YALNIZLIK

Bu coğrafyada 100 yıl önce bugün yanı başımızda yaşayan, komşuluk yapan, kirvelik yapan, tarım aletlerimizi yapan, komple zanaatçılıkla uğraşan üreten ve çoğaltan dolaysıyla da bu toprakların düşünürlerini, felsefecilerini, mimarlarını, dil bilimcilerini, ressamlarını, şairlerini çıkarmış olan ERMENİ halkının zorunlu göçle çöl yollarına yani ölüme gönderildiklerinin günün adıdır…

Bir halk binlerce yıl bu topraklarda ürettiği her şeyi bir gecede geride bırakıp yola düştüğü, ölüme gittiği günün adıdır…Mezarda yatan akrabalarına son bir dua okumadan çöl yollarına düştükleri günün adıdır…

O gün geride kalanların ölüm fermanlarının alındığı gündür.

O gün geride kalanların yüz yıllık utanca ortak olduğu günün adıdır….

O gün; bu topraklarda yaşayan tüm halkların geleceğini ipotek altına alındığı, katillere iktidar olma olanağı verildiği talihsiz günün adıdır…

O gün; faşizmin, kültürel fakirliğin, ırkçılığın, inkarın ve imhanın dolasıyla da asimilasyonun başladığı gündür…

O gün; vicdanların köreldiği, gözlerin kapandığı, yüreklerin taşlaştığı, din ve imandan çıkıldığı gündür…Ve o uğursuz gün bugün yaşadığımız acıların ilk günüdür…

Yanı başımızda yaşayan, komşuluk eden ERMENİ halkına uygulanan zulme sessiz kalan hatta yer yer bu vahşete ortak olan yerel işbirlikçi katilleri bir şekilde bağrında taşıyan bir halkın evladı olduğumdan dolayı büyük bir utanç ve acı taşıyorum…Kilise taşlarında oda duvarları yapan, hatta cami inşa eden bu insafsızlarla beraber yaşamak elbette büyük bir utançtır…

O gün ERMENİ halkına uygulanan zulum bugün Kürt halkına uygulanmaya çalışılıyor…

Ermeni halkına ait ne kadar köy, kasaba, dağ taş, yer ismi varsa silmeye başladılar, sadece bununla kalmadılar Kürtlere, Gürcülere, Lazlara, Hemşinlere vb ait ne kadar kültürel ve coğrafi değer varsa aynı uygulama içinde silinmeye ve unuturulmaya çalışıldı…

İşte büyük yalnızlık budur…kendine ait olanı inkar etmek hatta inkara ortak olmaktır, yer yüzünün en büyük acısı budur…

Biz Ermeni halkına uygulanan zulme göz yummakla bu acıyı çoktan hak ettik…Elbette ağlayanın malı gülene kalmayacak buda tarihi döngüdür…Bu yüzden hakikat arayışçıları kaybedileni, kaybedilen yerden arıyorlar…

Biz 100 yıl önce insanlığa ait tüm değerlerimizi acıların yaşandığı bu topraklarda kaybettik…Bugün her alanda BOYKOT işte bu gerçekle yüzleşmek içindir…

Bu rejim; inkar, imha ve yalan üzerine kurulmuştur…

Asıl mücadele bu yalanı deşifre etmek ve bu topraklarda yaşayan halklara yeniden gerçeği olduğu gibi anlatmaktır…İnkar edilen ve imha edilen bu halklar bugün Kürt halkının haklı mücadelesiyle birlikte yeniden kendilerini ifade etme imkanı buldular…

Bu devlet halk gerçekleri öğrenmesin diye; tek dil, tek vatan, tek ırk hatta tek din ve tek mezhep diye bir yalan üretti ve yıllarca tüm gerçeği gizlemeyi başardı.

Artık bu yalanla yürümek mümkün değil, bakınız bugün devlet imamlarına yönelik boykot Kemalist dedeleride içine alarak genişlemektedir…Devlettin ürettiği ve halkların inkarına dayanan sistemin devamı için hangi kurum mücadele veriyorsa, sivil ittiatsizlik eylemlerin hedefindedir… 100 yıl önce Ermeni halkına uygulanan zulum bizi büyük yalnızlığa itmişti…Bugün ortaya çıkan ve öncülüğünü Kürtlerin yaptığı demokratik direniş bizi bu büyük yalnızlıktan kurtaracak tek motivasyondur…

Son tahlilde; 100 yıl önce yaşanan büyük acıya pratik olarak ortak olmazsakta bugün hala bu acıyı yaşamış ve göç yollarında binlerce insanını kaybetmiş Ermeni halkına bir özür borumuzun olduğu kanısındayım….Bilinmeli ki; o gün bizimde felakete uğradığımız gündür…

Mahir Avaşin

10614136_334952796682407_1999100724304031795_n

İKİ ANLAYIŞ ÇATIŞIYOR
“Recep Tayyip Erdoğan, 3 çocuk, erken evlilik diyor. O da bilinçli olarak söylüyor, ben de bilinçli olarak söylüyorum. İki anlayış çatışıyor. Bakalım o mu kazanır, biz mi kazanırız göreceğiz. Benim buradaki Demokratik Çözüm başlıklarımda da kadın özgürlüğü birinci maddedir. Anlamıyorlar. ‘Bunun demokratik çözümle ne alakası var’ diyorlar.
“Ben net konuşuyorum. Kadın özgürlüğünün demokratik çözüm ile ilişkisi nettir. Daha önce de söyledim, bu kadar kadının öldürüldüğü bir ülkede, ben bu devlete üye olmam. Çözüm; kadının eşitlik, özgürlük hukukuyla beraber olur. Kadın hukuku-özgürlük hukuku benim için esastır.” ABDULLAH ÖCALAN

Ortadoğu’da küçük bir kent nasıl oldu da bütün insanlığın umudu oldu?

1926914_765889976860793_8332628839665070459_n
Irak’ın ve Suriye’nin kentleri tek tek DAİŞ’e teslim olurken, Kobanê gibi küçücük bir kent bir anda hem direnişin kalesi hem de insanlığın umudu oldu. Kuşkusuz Kobanê direnişi ve bu direnişe önderlik eden özgürlük sosyolojisi bundan sonrada dünya insanlığının üzerinde en çok konuşacağı konuların başında gelecektir.

Bir karabasan gibi Ortadoğu halklarının üzerine çöken kara bayraklı barbar çeteler önlerine çıkan her şeyi yakıp yıkarken, Kobanê direnişi bu uğursuzluğu ters yüz etmeyi başarmıştır. Irak ve Suriye kentlerinde köle kadın pazarları kurulurken, Kobanê ‘de Kürt kadınları bu kara bayraklı çetelere karşı onur ve özgürlük mücadelesi vererek bir anda bütün dünyanın ilgi odağı haline gelmeyi başardılar. Kadınların bu görkemli direnişi aynı zamanda Kobanê etrafında şekillenen yeni bir dayanışma ağı geliştirdi.

Aslında Kobanê ‘de direnişe önderlik eden çizgi kırk yıldır Ortadoğu’da ki gerici ulus devletlerine karşı mücadele eden çizgidir. Bu özgürlük çizgisi koşullar ne olursa olsun sonuna kadar insanda ısrar eden bir çizgidir. O yüzden de otuz yıllık savaş pratiğinde asla kör şiddet sarmalına düşmemiştir. Bu özgürlük çizgisi öteden beri gerici ulus devlet çizgisi ile çatışma halindeydi.

Bu yüzden Kobanê savaş asla sadece bir DAİŞ saldırısı olarak algılanmamalıdır. DAİŞ, Ortadoğu’da ki gerici ulus devletlerinin kullandığı bir barbar çetedir. Bu çetenin içinde bütün bu gerici ulus devletlerin parmağı vardır. Kimisi insan desteği, kimisi silah desteği, kimisi lojistik destek, kimisi de kentleri bu çetelere teslim ederek destek vermiştir. Kimisi de zihniyet desteği vermiştir.

Kobanê ‘de düşürmeye çalışılan şeyin sadece Kobanê olmadığını biliyoruz…

Kobanê “düştü düşecek” diye sevinç naralarının neden atıldığını hepimiz biliyoruz.

Sokak ortasında insanların kafasını kesen, cami-türbe bombalayan ve hiç bir ahlaki ve etik kaygı duymayan bir çeteye sempati beslemek, onun başarısına sevinmek normal insan davranışı değildir. Böyle bir çizginin Kobanê ‘de başarı göstermesine sevinmek köklü bir düşmanlığın dışa vurumu dur.

Kobanê kantonunda elde edilen görkemli zafer haklı olarak Türkiye kentlerinde de coşkuyla kutlandı.

Kobanê ile Diyarbakır’ın ne alakası var sorusunu soranlara bu kutlamalar net bir şekilde cevap olmuştur.

Kobanê, aynı zamanda Cizre’dir, Amed’dir, Şengal’dir, Hewler’dir, Musul’dur, Kerkük’tür hatta Xocvan’dır… Nerede insanlığın üzerine çökmüş bir karabasan varsa orada bu karabasanın önünde görkemli Kobanê direnişi vardır…

Kobanê zaferinden sonra Rojava kantonlarına yönelik Kuzey Suriye açıklamalarının gelmesi elbette manidardır. Bu açıklamalar da gösteriyor ki, Kobanê ‘de yenilen sadece DAİŞ değildir, Kobanê ‘de yenilen sömürgeciliktir, gerici ulus devlet zihniyetidir.

Haziran’da yapılacak genel seçimlere de Kobanê direnişi damgasını vuracaktır.

İşte bu yüzden hem yerel hem bölgesel düzeydeki düzen siyasetçileri panikler bir havada demeçler vermeye başladılar. Nasıl ki Kobanê ‘de bu karanlık yapı yenilgiye uğratıldıysa bu seçimlerde de ülkemizin her karış toprağında bu zihniyetin yansımaları sökülüp atılacaktır.

Tehlike çok yönlü ve sistematiktir. DAİŞ’in yarattığı tahribata baktığımızda bir cinnet halinden bir çıldırmışlık halinden söz edebiliriz. Mücadele sadece hak hukuk mücadelesi de değildir. Bu gün Kürt halkının omuzlarına binmiş mücadele büyük insanlık mücadelesidir. Bu yüzden Kobanê bir anda bütün insanlığın umudu haline gelmiştir.
MAHİR AVAŞİN

Süriyeli Mültecilerin Durumu

Suriye’de durum

Suriye’deki çatışmanın, Mart 2011’de başlamasından bu yana, insanlar üzerindeki etkileri:

* 190 binden fazla kişi öldü.

* Suriye içindeki 10,8 milyon kişi acilen insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Bu insanların arasında 6,45 milyon ülke içinde yerinden edilmiş kişi de bulunuyor.

* Dört milyon kadın, erkek ve çocuk, ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Suriyeli mültecilerin sayısı

* Suriye’ye sınırı olan ülkeler (Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır) mültecilerin yüzde 95’ine ev sahipliği yapıyor.

* Ekim 2014 itibarıyla Lübnan’da 1,13 milyon kayıt edilmiş Suriyeli mülteci var.

* Ürdün 619 bin Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor.

* Türkiye’de en az 1,6 milyon mülteci bulunuyor. Sadece İstanbul’da Suriye’den gelen 330 bin mülteci bulunduğu tahmin ediliyor.

* Ülkelerin kendi nüfuslarına oranlandığında, Lübnan ve Ürdün Suriye’den gelen en büyük mülteci nüfusunu barındırıyor. Türkiye ise Suriye dışındaki en büyük mülteci nüfusunu barındırıyor.

Türkiye’deki mülteciler

* Türkiye 220 bin mülteciyi barındıran 22 mülteci kampı inşa etti.

* Kamplar tam kapasitede çalışırken, Suriye’den gelen mültecilerin yaklaşık yüzde 85’i kampların dışında yaşıyor.

* Ekim 2014’te Türkiye, Suriyeli mülteciler için hukuki statüyü güvence altına alan Geçici Koruma Yönetmeliği’ni yayımladı. Fakat yönetmelik henüz uygulanmaya başlamadı.

Bütçe ve uluslararası toplum

* Birleşmiş Milletler’in (BM) 2014’te mülteciler için bölgesel fonlama çağrısı kapsamında talep ettiği 3,74 milyon Dolar tutarındaki yardımın 18 Kasım 2014 itibarıyla yüzde 53’ü ulaştırıldı.

* Türkiye Suriyeli mülteciler için 4 milyar Dolar harcadığını açıkladı.

* BM’nin 2014 yılı Suriye’den gelen mülteciler için bölgesel fonlama çağrısı kapsamında Türkiye için ayrılan 497 milyon Dolarlık yardımın 5 Kasım 2014 itibarıyla sadece yüzde 28’i Türkiye’ye ulaştırıldı.

* Yeniden yerleştirme taahhüdü açısından başı çeken ülke konumundaki Almanya, insani başvuru veya bireysel destek programları aracılığı ile 28 bin 500 mülteciyi kabul etmeye söz verdi.

* Ekim 2014’e kadarki son üç yılda 28 Avrupa Birliği üye ülkesinin tamamına ulaşan ya da bu ülkelerde sığınma başvurusunda bulunan Suriyelilerin sayısı yaklaşık 140 bin. Bu sayı, Eylül 2014’te sadece bir hafta içerisinde Kobane’den Türkiye’ye ulaşan 144 bin kişiden daha az.

Türkiye sınırındaki hak ihlalleri

* Türkiye’nin Suriye sınırı yaklaşık 900 kilometre uzunluğunda ve çatışmanın başladığı Mart 2011 tarihinden bu yana sınır çoğu zaman çatışma alanı olmuş durumda.

* Suriye’de şiddet olaylarının tırmanmasıyla bazı sınır geçişleri tamamen durduruldu.

* Her ne kadar Türkiye, Suriye’den gelen mülteciler için resmi olarak “açık kapı politikası” uygulasa da sınır geçişleri sadece pasaportu olan veya “acil tıbbi ve insani ihtiyaçları olan” mültecilere açık. Bu durum birçok kişiyi düzensiz bir şekilde sınırı geçmeye zorluyor.

* Suriye’den gelen Filistinlilerin neredeyse tamamı, belgeleri Türkiye sınır görevlileri tarafından rutin bir şekilde reddedildiğinden, düzensiz bir şekilde Türkiye’ye girmeye zorlanıyor.

* Türkiye sınır görevlileri Suriyeli mültecilere yönelik, ölümlere, yaralanmalara ve savaş alanına geri itilmelere yol açacak şekilde yasadışı güç kullandı.

* Uluslararası Af Örgütü en az 17 kişinin sınır güvenlik güçleri tarafından Aralık 2013 ila Ağustos 2014 arasında resmi olmayan geçiş noktalarında gerçek mermi kullanılarak öldürüldüğünü belgeledi.

* Pasaportsuz geçmek isteyenlerin çoğu ya dövüldü ya da kötü muameleye maruz kaldı ve Suriye’ye geri itildi.

Kamplar

* Türkiye’deki 1,6 milyon mültecinin sadece 220 bini 22 kampta yaşıyor. Kamplar tam kapasite çalışıyor.

* Kamp şartlarının, dünyadaki örneklerine göre iyi durumda olduğu ifade ediliyor. İçeri hak örgütleri temsilcileri alınmıyor.

* En az 1,3 milyondan fazla mülteci kamp dışında yaşamaya çalışıyor.

* Resmi açıklamaya göre, kampların dışındaki Suriye’den gelen mültecilerin sadece yüzde 15’i insani yardım kuruluşlarından ya da ajanslarından yardım alıyor.

Kamp dışı yaşam: Barınma, iş, eğitim, sağlık

* Birçok Suriyeli mülteci boş ve yıkık binalarda veya sokakta yaşıyor.

* Suriye’den gelen mültecilerin hukuki olarak çalışmalarına izin verilmiyor. Düzensiz işler, onları işverenlerin sömürüsüne karşı savunmasız bırakıyor.

* Düzensiz olarak çalışabildikleri işlerde Suriye’den gelen mülteciler ya maaşlarını alamıyor ya da aldıkları maaş yeterli yaşam standartlarına erişebilmelerine olanak vermiyor.

* Kamp dışındaki Suriyeli mültecilerin barınma ihtiyaçları genellikle karşılanmıyor ve birçoğu yetersiz veya insanlık dışı sayılacak koşullarda barınıyor.

* Kamp dışındaki Suriyeli çocukların büyük çoğunluğu eğitime erişemiyor. Bazıları ailelerini desteklemek için çalışmak zorunda kalıyor.

* Türkiye yetkililerine kayıt olan tüm Suriyeliler için teorik olarak güvence altına alınan ve bu açıdan iyi örnek teşkil eden sağlık hizmetlerine ücretsiz erişim ülke genelinde tam olarak uygulanmıyor.

“Geçici koruma”

Nisan 2013’te Meclis’te Türkiye’nin sığınmaya dair ilk kapsamlı yasası niteliğinde olan ve 11 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nu kabul edildi.

Yasa geçici koruma statüsü verilmesini öngörüyor; ancak bunun nasıl verileceğini ve bu statüyle sağlanan hakların ne olacağını ifade etmiyor.

Yasa, “geçici koruma” kavramını ve bu tür bir korumadan doğacak hakların ikincil bir mevzuat tarafından belirleneceğini belirtiyor. Mevzuat henüz düzenlenmedi.